15 Eylül 2009 Salı

KISA YOL SAYIKLAMALARI

I
Bundan yaklaşık 4 ay önce odamdan son kez bahçemize bakıyorum.Geçmişimi doğduğum şehirde bırakıp yola çıkıyorum.Zannediyorum ki gittiğim şehirde hiç anmayacağım geçmişimi….Hayata dair kaçıncı yanılgım saymadım ama yine yanıldım işte.Hiç bir şeyi unutmamış olarak gidiyorum doğduğum şehre.Hayatımda başka biri aklımda başka biri ve doğduğum şehir.Gitmeyeceğim deyişimin ardından birkaç kez gittim elbet peki şimdiki neden canımı yakıyor.Bilmiyorum düşünmek istemiyorum da düşüne düşüne az evvel aklımın iplerini saldım çünkü….

II
Zaman geçiyor ve benim hazırlanmam lazım hem ruhen hem bedenen abartıyorsun diyor bir yanım haklı belki de abartıyor olabilirim…Kendime gelmeye çalışıyorum bir günlüğüne de olsa bir şeyler hazırlamak gerek.Sırt çantanı yüklenip yolcudur Abbas bağlasan durmaz demekle olmuyor bu iş.Eksiklerimi kontrol ediyorum ipod tamam şarkılar eh herhalde tamam dedik ya kağıt kalem tamam defter alıyorsun yanına şaşkın ve en önemli şey kıyafet…Hop dur bakalım işte orda işin o kısmı hazır değil henüz…Beni gören herkesin a sen değişmişsin demelerine sebep olan en önemli mevzu bu işte bunu atlamak olmaz tabi.Bir kot bir tişört bitti işte desem de iç sesimi susturamıyorum.Bir yere giderken en nefret ettiğim şey bu işte…

III
Değişim diyorduk değil mi insanın önemli kararlar alıp değişmesi için nedense hep birebir ilaç gibi gelmiştir yollar bana.Başını cama daya müziğini aç ve yol bitene kadar düşün.Bunu yaptığında kafanda bir çok şeyi çözdüğüne inananlardanım ben.Bu sefer değişim için yollara düşmeme gerek kalmadı ama değişimim fizik kendi çünkü.Öncelikle aynalarla barıştım gerisi geldi zaten şimdi gören herkes güzelleştiğimi söylüyor bana başka bir şehir yaramışmış …İçimde hiçbir zaman değişmemiş olan beni görseler ne derlerdi acaba….

IV

Notların sonuna gelirken anlayabiliyorum her şeyi anahtar kelimem bedenen değişen ama ruhen aynı ben…Bu yüzden doğduğum şehre gitmek lafı canımı acıtıyor hala.Oysa mutlu olmam gerekir birbirimizden habersiz aynı şehirde aynı havayı soluduğumuz için.Bunu kabullendiğimde canım acımıyor artık tam tersi seviniyorum.Evet doğduğum şehre gidip bir günümü orda geçirmeye geçmişimle yüzleşmeye kısacası yarına hazırım artık.Bana da yakışan bu değil mi zaten korkmadan gitmek nasılsa geliyorum görüşelim istersen dediğimde korkup kaçan birisi hep vardı…

9 Eylül 2009 Çarşamba

SEL BAŞKENTİ

İstanbul dün itibariyle sele teslim oldu ölü sayısı şimdilik 23 net ceset sayısı ise henüz bilinemiyor.Düşünün bir kere sabah evinizden çıkıyorsunuz akşam o eviniz yok yada gece yatıyorsunuz sabah kalkıp kalkamayacağınız belli değil.Sözün bittiği noktada tam burada başlıyor galiba insanların canının ucuzluğunu gördükçe hayatta kalabilmek için sel sularında çırpınanları gördükçe içim acıyor ve diyecek söz bulamıyorum.Felaketi ve olanları mantığıma daha yeni yeni anlatıyorken söylenecek ne sözüm olabilir ki acıyı paylaşmaktan başka…

Selin ardından gelen açıklamaları ise beynimin algılamasını sağlamam mümkün değil.Tipik yönetici anlayışı işte nedir efendim deprem bekliyorduk e ne oldu sel vurdu.Büyük köy muhtarının sözleri her şeyi ziyadesiyle açıklıyor zaten ne diyordu muhtar bu tablo İstanbul lu’nun tedbirsizliğinin sonucudur.Şimdi çok şey söylenir bu sözün üstüne de ben yine en hafifini söyleyeceğim.Sayın muhtarım evet halk tedbirsizdi peki uyaran var mıydı hayır neden e bu felaketi beklemiyorduk efendim peki ne bekliyordunuz deprem bekliyorduk…Biri bana açıklar mı sele hazırlıksız bir şehirde birde Allah korusun deprem olsa ne olur.Yada sel de bu kadar can pazarı yaşanırken depremi yaşasak ortaya ne tür bir manzara çıkar.Birde şu var tabi bilim adamları kıyamet için 2012 dediler ya rahatladı bizimkiler oh 2012 ye daha var.Hiç düşünende yok çok şükür kıyamet bu tarihte tamam ama ya öncesinde büyük bir felaket olursa.Ne olabilir bu felaket deprem tamam ona hazırız başka başka aklıma gelmiyor valla deyip koltuklarına kuruluyor çok şükür yöneticilerimiz.Sonrasını hepimiz görüp izliyoruz işte.Felaket bölgesine medya mensubu botlarla ulaşıyor bizim yetkililer yok ulaşamıyor.İşte sözün bittiği yer burası bizler bu durumdayız artık…Bazıları seviniyor 2010yılında kültür başkentimiz İstanbul diye.Bense manzaraya bakıp soruyorum kültür başkentimiz sel felaketinde bu durumdaysa kültür başkenti olmaya hazır mıdır değil midir.Cevabı zor değil bu sorunun az çok hepimiz biliyoruz başımızdaki ülkeyi yönettiklerini sananlar hariç tabi onlar ki hiçbir zaman duymuyorlar alt yapı hazır sorunda yok.Peki o halde yiten onca can insanların onca malı bunların hesabını kim verecek…

Beynimin olayları ancak algılamasıyla yine fazla sinir stres yapıp birer koyundan ibaret olduğumuzu yine unuttum sanırım affola.Gerçeği tekrar hatırlayalım isterseniz bizler koyunuz soru soramayız düşünemeyiz de sadece kendi günlük yaşantımıza bakmamız lazım ve hala yaşadığımız için o manzaranın içinde olmadığımız için şükretmemiz lazım…Böyle düşünenler yazının buradan sonrasını okumaya bilirler benim sözüm böyle düşünmeyip de üzülenlere ve İstanbul halkının acısını paylaşanlar için zaten biliyorum ve inanıyorum ki var sürüsünde ki koyunlara benzemeyip isyan edenler benim sözüm onlara ve felaketi içinde yaşayanlara zaten.Geçmiş olsun Türkiye her nerede yaşıyor ve acı bu selin acısını paylaşıyorsan ve unutmadan hepimiz İstanbulluyuz aslında itirazı olan…

2 Eylül 2009 Çarşamba

TERKEDEN

“Kimdi giden,
Kimdi kalangiden mi suçludur her zaman
Ne zaman başlar ayrılıklar
Dostluklar biter ne zaman”
Murathan Mungan

İki gündür yaşadıklarının özetini çıkar deseniz yukarda yazdığım dörtlükle başlardım ve susardım.Yukarda yazdığım dörtlük özetin fazlasıyla özeti oluyor çünkü.Aylardır görüşmediğiniz çok dil döktüğünüz ama suskunluğunu bir türlü kıramadığınız bir insan bir gün kendiliğinden konuşmaya başlayıp 24 saat geçmeden yeniden kendi suskunluğuna gömülürse tepkiniz ne olurdu.Sanırım ben biraz fazla sabırlı insanım hala dil döküyorum anlatması için.Bildiklerinizin canınızı acıtacağını bile bile gerçekleri duymak istemek nasıl bir şey bilen var mıdır aranızda .Ben artık bu duygunun nasıl bir şey olduğunu biliyorum.Terk eden giderken bana bu öğretiyi miras bıraktı çünkü birde düşüncelerimi.Oysa yemin etmiştim düşünmeyeceğim diye…

Aradan ne kadar zaman geçmiş olursa olsun haber aldığında canın hala aynı ateşte yanması buna sevgi deniyorsa eğer o ateşle yanalı yüzüncü günüm falan olmuştur şimdiye kadar…Birazda bilerek yanmak benimkisi gidenin suçu yok artık anlayabiliyorum bunu.Peki giden gitmişse neden geri döner neden yapar bunu geride bıraktığı insana.Artık sadece bu sorunun cevabının peşindeyim.Uykusuz kaldığım gecelerin sabahları bu sorunun cevabını veremiyor çünkü.Hani bir bilen olsa işte bu deyip huzura kavuşacağım belki yeniden.Ama şimdilik huzur çok uzaklardaki bir liman benim için.Yıllar önce dinlediğim bir şarkıyı yeniden keşfediyor gibiyim şimdi ve düşünüyorum da şarkıların değerini ve anlamlarını en çok böyle zamanlarda anlıyorum ben.Belki de bu yüzdendir benim için sözün bittiği yerde şarkılarının başlayışı.

Giden gidiyor sözler bitiyor yine .Ben yine bu gidişi seyrediyorum gidene dur diyecek kadar cesaretim yok çünkü ne olacak ki canım unuturum geçer.Unutsaydın arada geçen zamanda unuturdun kandırma kendini diyor içimdeki ses duymazdan geliyorum onu gidenin arkasından ne desen boştur çünkü hem giden suçlu değildir hiçbir zaman.O deneyen denerken yorulan ve bu yüzden gidendir .Sevemediği yada gittiği içinse gideni suçlayacak kanunsa daha icat edilmemiştir henüz.Yeter ki giden geri dönerse kalanın canı aynı yerden acımasın.Peki ya acırsa ne olur onun adı sevda olur yine ve ben biraz korkaklığımdan birazda sevilmediğim gerçeğini ezberlediğimden susarım.Söz bitip yerini müziğe bırakırken sabah olur herhangi bir şehirde.Ve ben herhangi bir şehrin sabahına uykulu bir gözle günaydın derim yeni umutlar ekerim yüreğime ya olursa diye.Şimdi söyle bakalım ey okur gerçekten giden mi suçludur her zaman yoksa gittiğini ve sevilmediğini bildiği halde umut eden kalanda da suç varmıdır…?

31 Ağustos 2009 Pazartesi

TEK BAŞINA

“Kim olursan ol, ne istersen yap
Sen de bu dünyada, tek başınasın
Anne kolunda, baba yolunda
Kardeş yanında, tek başınasın”

Nuri Kurtcebe




Sonunda üniversiteye kapağı da attık sevgili okur.Sabah erkenden yanımda kardeşim düştük yollara.Ben gece doğru dürüst uyuyamadığımdan espriler gırlaydı tabi bende kayıt yerinin oraya varana kadar.Sonunda kardeşimde bana uydu ve son yüzyılın en iyi ikilisi şeklinde gittik geldik.Gözlemlerime gelince aslında tek bir gözlemim vardı işlerimiz kolay hallolsun diye bölüm başkanı bir tanıdığımızın yanında aldık soluğu direk ve hiç susmayan telefonlarına birebir şahit oldum.İki soru var birincisi kayıt tarihleri ikincisi gerekli belgeler.En az 10 kez telefon çaldı ve bu sorular hiç değişmedi…

İşlemleri yaparken de ortaya çıkan komiklikler yok değildi tabi misal harç parasını yatırmaya gittik bakıyorlar harç parası ödememe gerek yok krediye baş vurmuşum.Ya havle çekerek meramımı anlattım tabi.Hatta bir ara annem başvurdu da benim mi haberim yok demeye başladım sonunda sorunun sistemde olduğunu anladılar tabi haliyle .Meselenin özü tüm pürüzleri haletlim ve resmen Kırıkkale Üniversitesi Mantarcılık öğrencisiyim artık.Şaka gibi gelse de gerçek bu ve ben öylesine mutluyum ki acaba gerçek midiye gidip gelip kimlik kartıma bakıyorum.Geriye okulların açılmasını beklemek kaldı bir tek.Günün birinde mantarcılık mesleğini bu kadar benimseyeceksin deseler gülerde geçerdim herhalde ama mümkün oluyormuş işte.Şimdi düşünüyorum da tercih yaparken güldüğüm dönemlerde aslında farkında olmadan ikinci yapmak istediğim mesleğimi bulmuşum ben.Bugünden itibaren hayatımda yeni bir sayfa açıyorum artık ilk üniversiteyi kazandığım sene babamla yaşadıklarım açık öğretimde okuma savaşı verişim bunların hepsi geride kaldı artık.Aynaya baktığımda o günlerinden ders almış ama artık o günlerini gülümseyerek hatırlayan bir ben görüyorum karşımda.Hiç olmadığım kadar umutluyum ve hazırım yeni bir üniversiteye ilk defa girilecek ortama…

Yıllar öncesinin hayalini gerçek yaptım bugün hala inanamasam da tek fark eskiden bir ağaca yaslanıp hayal kurar ve yazardım bir bir millet deli bu der dalga geçerdi benle bu yüzden kimse arkadaş olmak istemezdi benimle.Şimdi ise gök yüzündeki yıldızlara bakarak hayal kurdum ve evet dün gece heyecandan sabahlarken yine yalnızdım.Alıştım artık nasılsa her şey Nuri Kurtcebe tarafından söylendiği gibiydi…

29 Ağustos 2009 Cumartesi

BABAM'A

Merhaba baba sana ilk kez bir şeyler yazdığım zamanı hatırlar mısın bilmem…Ben çok iyi hatırlıyorum ilkokuldayım ve babalar günüydü sen bize gelmiştin bende biraz da anemin zoruyla sana o gün hakkında düşüncelerimi yazdığım şiirimi vermiştim saklar mısın bilmem muhtemelen kaybettiğin pek çok şey gibi onu da kaybetmişsindir bendede durmaz zaten meselemiz bu değil.Mesele sensin baba aradan onca zaman geçmesine rağmen değişmeyen ve bana yaşattıklarını gittikçe kardeşime yaşatmaya başlayan sen.Ben artık büyüdüm baba oda büyüdü artık aldırmamayı öğrendik söylemlerine ama unuttuğun bir şey var baba kol kırılır yen içinde kalır….

Yıllar önce bir yaz akşamının sabahıydı baba olağanca kızgınlığınla annemle tartışırken senide evlatlıktan reddediyorum demiştin o zamanlar üniversite sınavının sonucunu bekliyordum bak üniversiteyi bitirdim hatta ikinci üniversitemi kazandım ama o günü hiç unutmadım ve o günden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmadı olamazdı da zaten ne zaman sevmeye çalışsam böyle kabullenmek lazımdır desem hep bir şekilde nefretimi geri getirmeyi başardın tıpkı bugünkü gibi ama biliyor musun baba nefretimi yenmeye hiç bu kadar yaklaşmamıştın …Dünde kardeşime senin artık bir baban yok demişsin.Bunu nasıl başarıyorsun baba hadi tekine sinirle söyledin sonucunu gördün işte seninle görüşmeyi dahi sadece telefonda kabullenen birini yarattın peki ya öteki kızın baba onun nefretini kazanmakla eline ne geçti…Biliyoruz iki gün sonra başlayacaksın yine kızım şöyledir böyledir sinirliydim moralim bozuktu falan diye ama dedim ya kol kırılır yen içinde kalır yani baba bir insanın ağzından söz bir kere çıkar ve bir kez daha tebrikler baba düşüncelerimin bir türlü aynı doğrultuda olamayacağına inanmaya başladığım kardeşimle bile ortak düşünmemize sebep oldun…

Senden sonra kimseden nefret etmemeye çalıştım hep sevgim ve saygım nefretin önüne geçti.Öyle bir duruma geldim ki hayatımda belki senden sonra en çok nefret etmem gereken insanla bile insanca konuşabiliyorum aylar sonra.Bunu sen başardın baba ve ben bu sayede ben oldum.Bak bu sene yeniden başlıyorum üniversiteye ama ben hala aynı çocuk ve aynı benim.Sense her şey tam yoluna girerken bir olay çıkarıp her şeyi tuzla buz eden adam.Ben alıştım da baba umarım kardeşim alışmaz bunlara ve umarım ilerde saygıyla hatırlayacağı baba portresini yıkmayı başarmamışsındır…


Yazarın notu:Ne çok olmuş meğer yazmayalı bilinçli olarak verilen bir ara değildi bu içimden yazmak gelmedi diyelim ta ki dün akşama kadar.Bir şey oldu yine ve içimdeki nefret tohumları başa sardı yine.Ancak o zaman hatırladım üniversite haberini dahi yazmadığımı . İster sevinç fazlalığına bağlı unutkanlık deyin ister geçmişi hatırladığından dolayı yazmak istememek ama Kırıkkale üniversitesi Mantarcılık öğrenci adayıyım bu hafta ise resmen öğrencisi olacağım.Mantarcılıkta ne ki dediğinizi duyar gibiyim iki senelik bir bölüm oluyor kendileri .Kazandığım bölümü duyduktan sonra gülmekte serbesttir başlarda tercih zamanı mantarcılık yazacağım dediğim herkes gülüyordu zaten.Buna bende dahil tabi ki.Şimdi düşünüyorum da bana da böylesi değişik bir bölüm okumak yakışırdı yahu.Neyse efendim sözün özü buralardayım anlatılacak çok şey var tabi ki ama şimdilik bu kadar bu yazımız tadımlık olsun…

4 Mart 2009 Çarşamba

BU BİR VEDA HAVASIDIR

Ömrümün geçen 14 ayı malum beklenen şahısın gelişi geleli bir ay hatta neredeyse iki ay oluşu değiştiğini ve ne yazık ki soğuduğunu görmem her soruşumda inkar edip kafa dinliyorum deyişi ve dün.Anladım ki dostlar o başkasını seviyor.Kendisinin dediği yani bana ilettiği bir şey yok ama ben o konuşmasa da ortak girdiğimiz bir sitenin forumuna benimde okuduğumu özellikle onun yazdıklarını okuduğumu bile bile yazdığı bir şey kafama gerçeğin balyozla inmesini sağladı peki neydi o cümle "bir keresinde küçük bir hata yaptım ve tüm hayatıma mal oldu şimdi ona ulaşmaya çabalıyorum ". Daha açık ve net nasıl ifade edilebilirdi bilemem ama sonunda benden beklenen cümleyi kurdum dün gece.


B:Biliyorsun ki gidiyoruz bir kaç haftaya kadar gitmeden senden bir şey isteye bilir miyim
O:Evet
B:Gitmeden evvel son kez görüşebilir miyiz
O:Tmm

Meselenin özü budur işte bizimkiler görüşme teklifinin ondan geldiğini sanıyor ne önemi kaldı bilmiyorum ama söylemedim de görüşmek isteyenin ben olduğumu .Kafamda ki plana göre yarın görüşüyoruz yani öyle olmasını ben çok istiyorum beyimizi bilemem.Eskiden olsa ben değil de o görüşelim derdi bir keresinde hiç unutmam onla beraberken annem aramıştı kaç kere ve ben hiç 3.çalışında duymuştum.Tam bur da iç ses devreye girer


İç:Tanrım lütfen beni kurtar
B:Sende mi
İç:Evet bende
B:Neden peki neden herkes benden kaçıyor
İç:Şu anını anlattığın cümle saçma olmadı mı yarın bir aksilik olmazsa son görüşme bunun bilinciyle gideceksin oraya emanetini verip geri geleceksin
B:Hayır canım öyle olmayacak
İç:Ya nasıl olacak
B:Emanetimi vereceğim bir saat boyunca ona son kez bakıp kahvemi içeceğim ve sonunda mutluluklar dileyeceğim eve geldiğimde ise tamamen bitmiş olacak bu hikaye
İç:Bende onu demiştim neyse sen iyisi mi biraz yalnız kal ve düşün.


Düşünmüştüm kim bilir kaç gece ölüyorum sanıp sızmıştım uyandığımda saatim ertesi sabahı gösteriyordu.Böyle geçen neredeyse iki ay dünkü okuduğum şeyden sonra eminim artık her defasında kendimi telkin edip sayıklıyorum şimdi bitti bitti bitti bit...

20 Şubat 2009 Cuma

GİDENE MEKTUP

"Sana her şey o kadar güzel ki bunun bir rüya olmasından korkuyorum dediğimde hep merak etme ben yanındayım her zaman yanında olacağım sözüne güvenirdim .Hayatında bu sözü kim bilir kaç kez duymuş biri insan için öyle zordu ki güvenmek sana belli etmesem de hep korkardım o yüzden gün geldi korkularım doğru çıktı sustun kaçtın gittin..."

Hiç bir şey anlamıyorum şu aralar hatta yaşıyor muyum ondan bile şüpheliyim hayatımda en güvendiğim insan evlenme teklifi ettiği gün gözümü kırpmadan evet dediğim ama yinede bunun geçici olduğundan korktuğum insan sen bile hayatımdan çekip gittin işte.Nerdeyse bir ay olacak üstelik her şey güzel olacak derken susup gitmenden ne anladım dersen hiç bir şey derim çünkü anladım ki ben seni hiç tanımamışım tanımadığım birini anlamam beklenemezmiş.Geceler boyu düşündüm ve bu sonucu çıkardım .

Yokluğun o kadar çok yakıyor ki canımı herkesin hadi çık dışarı hayat dışarı da yeter bu kadar yas tuttuğun kendine gel deyişlerine inat hayata yeniden başlamaya korkar oldum artık biliyorum çünkü hayata yeniden başladığımda sen olmayacaksın yanımda senden kalan tek şey yokluğunda sevdiğim gelişinle daha da anlam kazanacağına inandığım bu şehir olacak.Onu da sensiz yeniden sevebilmem öyle zor ki.Bilirsin bu şehri sadece senin melodilerinle seni anlamaya çalışırken sevmiştim.Şimdi görüyorum ki boşa imiş tüm çabam bak bir şey demeden çektin gittin işte bu şehre geleli üç hafta oldu senden haber alamayalı ise 5 gün.Herkes senden kaçıyor diyor artık ben inanamıyorum benden kaçman için ne yaptım ki sadece ufak bir yalan söyledim oda zorunlu olduğu için hepimiz söylemez miyiz bazen hani gerçek daha çok acıtacaktır karşındakinin canını mecburen yalan söylersin canı az daha yansın diye buda öyle bir yalandı işte....

Sen gittin ya hayata yeniden başlamaktan korkan bir hiçim şimdi ne yapsam olmuyor herkes zamanla geçer diyor kim bilir haklılar belki de ama ne demişler iz bırakanlar unutulmaz gitmeden haber verseydin yada dinleseydin tek bir şey söyleyecektim sana "bilirsin iz bırakanlar unutulmaz derler sende bende derin bir iz bıraktın ve bu yüzden hiç unutmayacağım seni güle güle"Evet sadece bunu diyecektim gideceğinden adın gibi emin olduğun birine kal demek manasız olurdu çünkü günün birinde ne söylesem ne yapsam yinede giderdin hep korktuğum gibi.Sorun korkularımın gerçek çıkması değil aslında sorun sadece kalbimin acıyor oluşu...


Özel not:Yazmayı bıraktığımdan beri geçirdiğim üç haftanın özeti ve iki senelik bir umudun bir sevginin bitmesinin kelimelere dökülmesiydi.Bitiş sadece kelimelere dökülürken kolaydı aslında kalpte ve beyinde bitirmek cümlelerin kağıda kaleme dökülmesinden çok daha zor ve imkansız şu sıralar ama elimden geleni yapacağım...