2 Ocak 2014 Perşembe

HOŞ GELDİN 2014 BİRAZDA ADAM OLACAK ÇOCUK


















Aslında 2 gün evvel geldi 2014 ama özellikle karşılamak için bugünü seçtim çünkü bugün Barış Ağabey ( Barış Manço ) doğum günü ve ben 2014 ‘e içimde bir çocukla girdim bundan sonra duyacağınız her şey benim değil onun hikayesi esasen … Yazmak için özellikle bugünü seçtim çünkü birazda Barış Ağabey ile ilgili hikayem …


Şahsen hiç görmedim hatırlamıyorum da ama canlı izlemişim ( yaş 3 yada 5 olmalı  yani öyle diyor ailem ) o yüzden Barış Ağabey’e dair hatırladığım ilk şey  adam olacak çocuk ve dağlar dağlar şarkısından ibaret evet o şarkıyı çok severdim  ve hep adam olacak çocuk programına katılanları kıskanarak büyüdüm … Daha doğrusu yıllar öyle geçti ve  ben hala sebzeleri seven gece yatarken dişlerini fırçalayan hatta utanmasa her gece süt içecek kocaman  bir çocuğa dönüştüm iyi mi ha birde şarkılar çoğaldı artık dağlar dağlar ile başlayıp arkadaşım eşek ile devam edebiliyorum şarkı söylemeye … Ha birde içimden hep eh Barış abi aşk olsun diyorum … Bugün yine öyle günlerden biriydi işte yaşasa 71 yaşında idi şimdi 71 yaşında kocaman dev bir çınar ve ben hiç olmadığım kadar adam olacak çocuk … Elimde çocukluk hayalim ve hikayem ile doğru zamanın gelmesini bekliyorum . Doğru zamanı beklerken vazgeçecek miyim esas soru bu galiba neyse ki cevabını hayatın fon müziklerinin içinde kaybolurken verdim çoktan asla . Sadece doğru zaman gelecek ve ben anlatmaya başlayacağım adam olacak bir çocuğun daha hikayesini …



2013 çok iyi gelmişti bana öylede gitti 2014 ‘ü selamlamaya başladık bile dilerim herkes için hayallerinin bolca gerçek olduğu bir yıl olur. Biliyor musunuz hayalleri gerçek yapmak zor değil benim hayalim müzikle dolu bir yaşamdı her daim müzik hep vardı yani şimdi o ses beni nereye götürür bilmem ama hikayemin başlangıcı son derece basit aslında hoş geldin yeni yıl iyi ki doğdun ve bu dünyadan geçtin Barış Manço …

22 Aralık 2013 Pazar

MARTI VE BİR PARÇA DÜŞ


 





“Kendimizi hiçbir zaman sınırlamamalıyız
  İstediğimizde her şeyin üstesinden gelebiliyoruz “
                                          Richard Bach- Martı

Dün gece bu sözü koydum önüme ve fonda müziğim çalarken oturdum düşündüm … Hikayem hikayemden bana geriye kalan ve beni ben yapanlar hikayemin değdiği hikayeler ve en nihayetinde ne zaman başlayıp ne zaman bitmesi gerektiği … Gece yatabildiğim de 2 falandı günlük ama hikayemin bittiğine yüzde yüz emindim … Çünkü zamanında yola çıktığım hikayem şimdi bana bir martıyı ve beraberinde düşümü getirmişti . Bunun için hikayemi başlatana teşekkür etmek gerekir miydi gerekirdi elbette ama bunu onun hiç haberi olmadan kendi kanatlarımla ve kendi düşüm ile uçmayı öğrenerek yapabilirdim zaten . Tabi öncelikle martı ile tanışma hikayem …

Yaşadığım şehir yaydığı enerji ve o enerjiye çarpılmış ben .Deyim yerinde ise elimde zaten bitmiş hikayem ile yeni hikayelere yol açacak işareti bekliyordum nasıl bulacağım konusunda ise sadece elimde olan kayıp kasetlerden emindim yola çıkmamı sağlayan yolumu da gösterir idi elbette …Sonrası aynen öyle oldu zaten kasetlerim Yaşar Kurt’un Martısı bana parçayı her dinlediğimde kesin okumalıyım dediğim hikayeyi Martı Jonathan’ı bıraktı avucuma al dedi bu senin yeni hikayen … Sıkıca sarıldım hikayeye ayakta düş görebilir mi bir insan bundan hala emin değilim ama biliyorum sanırım hem hayata karışıp hem düş görebilir bir insan …

Gerçi Martı biraz bozulacak olsa da işte yeni hikayem ötekisinin bitmesi gerekiyor muydu evet gerekiyordu her pazartesi  kaçta yatarsam yatayım sabah ezanında sadece tek bir sese uyandığımı kimsenin bilmesine gerek yok hem esas  sihir nedir biliyor musunuz kendiniz hayalinize eşlik eden fon müziği ve o müziğin çevresinde toplanan yol arkadaşlarınız … Unutmayalım lütfen olur mu herkes düş görür ama herkes iyi yol arkadaşına denk gelecek kadar şanslı değildir . Yani o martı benim şansım şimdi o halde perde ve müzik …



12 Aralık 2013 Perşembe

SULTAN SÜLEYMAN'I AĞLATAN ADAM

Sultan Süleyman 'ı ağlatan adamdır bence Mabel Matiz .Ne zaman dinlesem hep geçmişe döner aklım . Bazen olur ya canınız o kadar sıkkındır ki size iyi gelen tek şey şehrin ışıklarına bakmaktır …Yine öyle gecelerden biri idi bir mucize olmalı diyordum içimden bir mucize olmalı artık ve ben müziğin gücüne yeniden inanmalıyım . Çok iyi hatırlıyorum bunu içimden geçirip hadi canım demiştim her şey kirli iken temiz kalan bir müzik olacak öyle mi diyerek bu konuda saflığımla dalga bile geçmiştim . Sonunda saf yanım kötümser yanı mı yenmiş gayri ihtiyari radyoyu açmıştım … Derken bir ses tırnak kontrollerini hiç sevmediğinden bahsederek beni gülümsetti beni sonrada zaman şarkısı ile özüme döndürerek gri bir koridordan içeri soktu beni … Şehir desen zaten gri ve soğuk o zamanlar ben desen yüzümü gülümsetecek bir sese hasret kısaca müziğim tam geldi beni buldu … Mabel Matiz ve müziği ile böylece tanıştım işte bundan 2 sene evvel . Zaman şarkısından sonra önce öteki geldi daha çok sevdim ardından filler ve çimen ile ötekim ile barıştım ne çayı nede sigarayı severim üstelik en nihayetinde sevdiği sanatçılardan coverladığı parçalarla tanıştım ki ben buna müzikal devrimim diyorum …




 Derken çoğunluğun Mabel Matiz’i tanıdığı yaşım çocuk albümü ve zor değil şarkısı . İtiraf edeyim zor değile ısınamayanlardanım . Yaşım Çocuk albümünü benim için özel yapan Krallar ve Kanat Güner ismidir hatta . Albüm çıkma sürecinde krallar şarkısını ve şarkıda geçen “ Ahıra girmeyen bir koçtum ot buldukça uçtum” sözünü duyduğumda gülümsedim yine yaşım çocuk albümüne erkenden bu sefer sesli bir hoş geldin dedim içimden. Kanat Güner ismini duydukça sızlayan yanımı kontrol ettim çok şükür hazırdı sızlamaya .Krallardan sonra yaşı çocuk yıllar saçlarıma alaimisema ve ölü pantolon geldi sırası ile . Yıldız Tilbe’nin aşk yok olmaktır parçasını ve kendi bestesi sefil çıplak korkusuzu bambaşka bir yere koyuyorum ilk dinlediğimde nasıl çarpıldıysam artık onlara o his hiç geçmedi bende … 



 Yaşım çocuğu hatmederken benim şehir griden maviye dönünce sıra geldi konserlere . Söz vermiştim kendime şehrin griliği olmayacaktı sahnede izlerken onun renkliliğini bozmasına izin vermeyecektim şehrin . İlk konser bilmem kaçıncı kez çarpılma canlı iyi demişlerdi gidenler doyamazsın diyen de yoktu Sezen Aksu coverı pişman olduğun zamanı izlerken donar kalırsın şarkı bitene kadar diyende. Hepsini bizzat 3 konserde yaşama deneyimi bana düştü tabi … 




Bugünlerde ilk ödülünü aldı Mabel Matiz yani onun senesi idi bu sene . Şaşırmayanların başında gelenlerdenim geç bile kalındı hatta . Çünkü o hem aradan geçen zamana ve yıllara gittiğim konserlere inat kar yağmayan bir şehirde bahar gelse konserde bulsam kendimi hayali kurduruyor bana hem de Sezen Aksu’nun Sultan Süleymanını alarak bambaşka bir şeye çevirdi ve ister kabullenin ister reddedin yaz boyu hepimize ağıt yaktırmayı başardı . Denenmemişti evet çünkü buda Mabel Matiz farkı zaten . Daha nice ödüllere ve nice şarkılara Mabel Matiz müzik hep ışığın olsun .

MERHABA

2 senedir yazmamışım şaka gibi bence de evet :)))Neyse buralardayım artık 3 senenin özetini bol bol geçeriz geçmesine ama öncelik bu yazda ... Söylesenize hangimiz unutabiliriz bu yazı .ben unutamam çünkü kendi devrimim oldu bu yaz sonun da birileri renk devrimi yspmayı ve ağaçları düşündü çünkü . Aslında ağaçlar ilk emek sineması yıkılırken koca bir çınar devrildi aslında ama sesi çıkmadı yada öyle zannedildi çünkü o çınarın sesine Gezi parkı ağaçları eşlik etti sonunda dur dediler ... Kayıplar elbette olacaktı hangi direnişin kayıpsız olduğu görüldü . Ahmet, Ethem ,Ali İsmail Abdullah ve diğerleri hatta uyansın diye her gün dua ettiğimiz Berkin Elvan bunların hiç biri unutulmayacak hepsi içimizde apayrı bir insan yanımızın kanayan birer parçası ama benim gezimde umut vardı . Bazıları hala görmedi ama bir şeyi çok iyi gösterdi gezi biz bizim kuşak zannettiğiniz gibi koyun değil ... Her şeyi peşinen kabullenen sessiz insanlar hiç değil ... Böyle işte konuşuruz anlatırım uzun uzun da kaç sene geçti yahu sana bir ad bulmak lazım ... Aman onu da buluruz artık buradayım çok çene çalıp çok başını ağrıtacağım ama öncelikle güzelce bir temizlik tasarımını falan yenileyelim sonra devam ederiz ...:))

28 Kasım 2010 Pazar

BİR SANATÇIYI YARGILAMADAN ÖNCE

Efendim müzik dünyasının son zamanlarda tartışma konusu malum.Bizler ister hoşlanalım ister hoşlanmayalım Hayko Cepkin kendisini izlemeye gelen (Aslında orada ne işi olduğunu hala anlamadığım) mafya kılıklı ne konserle nede Hayko ile ilgisi olmayan bir adamı dövdü ve ortalık karıştı.Herkes uzman kesildi vay efendim sanatçılık sınırıdır nasıl yapar diyende oldu ellerine sağlık diyende.Ben olayın üzerinden bir kaç gün geçmesini bekledim özellikle izlediklerimi okuduklarımı daha rahat muhakeme edip yanlış bir yorum yapmamak için.

Bu sayfanın okurları iyi bilir ki Hayko Cepkin fanı değilimdir yani illa canlı dinleyeceğim diye bir derdim yoktur.Ha müzisyenliğine saygı duyarım iyi bir müzisyendir hatta Türkiye'de en iyi brutal vokallerden biridir müziğimize çok şey katmıştır o ayrı ama ben müzisyenliğinden çok kişiliğine hayranımdır Hayko'nun şu zamana kadar okuduğum haberlere ve disko kralı programından edindiğim izlenime göre...Peki bu olaydan sonra görüşlerimde değişen ne oldu.Şunu gönül rahatlığı ile diyebilirim ki değişen bir şey olmadı aksine Hayko'nun gözümde olan değeri arttı ve anladım onu.Anlık bir öfke veya sinire yenik düşmenin ne demek olduğunu ve ne tür sonuçlar doğuracağını hayat bana bu olaydan çok önce öğretmişti çünkü...

Son sözüm vay efendim nasıl yapar tarzı cümleler ile onu yargılayanlara empati nedir bilir misiniz bu konuda bilginiz var mı bilemem.Bilmiyorsanız söyleyeyim empati kendini karşındaki insanın yerine koymaktır.Bir an olsun durun ve düşünün bakalım onun yerinde siz olsanız ne yapardınız?Hepimizin cevabı birleşir bu noktada herhalde o halde eleştirdiğiniz ve size tuhaf gelen şey nedir? Sadece bu olayda değil günlük hayatta karşılaşılan olaylarda öncelikle empati yöntemini denemeyi sonra yargılayıp konuşmayı ilke edinelim lütfen.Herkese saygılar...

21 Kasım 2010 Pazar

BİR BAYRAM BÖYLE GEÇTİ

Her sene Barış Manço eşliğinde bugün bayram şarkısıyla gözünü açmayı felsefe haline getirmiş olan ben bu bayram geleneği bozdum. Ama hayatımın en güzel bayramlarından birini geçirdim. Ah birde şu kazalar ve kanal d haber rezaleti olmayaydı. Bayramın birinci gününde saydım tam 17 kişilik mis gibi sohbetler ettik saatlerce hatta espri bile yaptım 5 kişi daha bulamadık mı halı saha maçı yapardık. :)Kısacası benim için bayram bayram gibi başladı iş hayatına atıldığım süre boyunca ertelediğim ne varsa yaptım…

İkinci güne çile bülbülüm çile adlı musiki eserle başladım abartmıyorum efendim uyandığımda televizyonda resmen o çalıyordu. Kaldığımız evin misafirperver ev sahibi sağ olsun teker teker kaldıracağına ufak bir neşeyle kalkmamızı sağladı. Neşe ile kalkmamız beklenirken içimizden küfürler etmemiz ise apayrı bir ironi tabi ki. Velhasıl kahvaltılar yapıldı Bulutsuzluk özleminin şarkısında söylediği gibi yine düştük yollara istikamet kendi evimiz bir zahmet. Neyse eş dostu arabaya toplayıp vardık eve…Sonrası malum Kanal D Haber rezaleti. Şükrediyorum ki haber izlemeyi uzun zaman evvel bırakmış bir insanım. Ama o akşam bir haberci nasıl saçmaların resmini gördük ekranda .Canlı bağlantı kurulan hanım efendinin kulağı ya sağırlıktan yada reyting hazretlerin yarattığı geçici duymama sorunundan ötürü çocuk sesi duyuldu kelimesini çocuk cesedi bulundu olarak algılayacak kadar kapalıydı…Bu konuda başka bir şey söyleyemiyorum sözün bittiği yerdeyiz çünkü…Bayrama geri dönersek bol akraba özlemlerinin ardından dün yine düştük yollara bu sefer istikamet tiyatro. Oyun Nazım’ın kaleminden Memleketimden İnsan Manzaraları kitabından 11 tablo. Bizler için tabloların sesi olan insan Rüştü Asyalı…Başta kesin yanlış okudum şaka bu diyordum ama doğruymuş tabloları böyle profesyonel bir insanın sesinden dinlemek zaten oyuna gitmeyi senelerdir isteyen benim için bir nevi terapi gibi bir şey oldu ve ben cin çarpmışa döndüm. Oyundan çıkan ben ve robot gibi hareket ettiğimden kendime gelmem için süre sona erdiğinde tüm gün çantamda olan makinemizin tiyatroda kaldığını hatırladım. Eh benden farklısı beklenmezdi zaten. Ne zaman bir oyun yada sinema çıkışı dünyaya adapte sorunu yaşamadım ki zaten. Sözün kısası Tanrı ile bir anlaşmam vardı Memleketimden İnsan Manzaralarını izliyim ölsem de olur derdim hep ben istediğimi yaptım sözüm ve anlaşmamız hala geçerlidir Tanrım ne zaman istersen…

Bir bayram böyle geçti işte yarın yine iş başı. Neyse ki işimi seviyorum. Son olarak bu bayramda trafik canavarı yine iş başındaydı kayıp bayağı var ne yazık ki buda güzel bir bayram geçirmiş olmanın tuzu biberi olsa gerek. Araba kullananları hiç anlamam zaten ne diye hız yaparlar hızlı gidince gideceğin yere çabuk gidince ellerine ne geçer yoksa madalya veriyorlar da ben mi olayın ayırdında değilim bilemem. Bildiğim bir şey var ama eğer ki hiçbir şeyi düşünemiyorsanız gideceğiniz yerde ki insanları düşünün ve dikkatli gidin. Çünkü gecikmenin telafisi olur ama hız yaparak yitip giden bir hayatın veya hastaneye koşan yakınlarınızın üzüntüsünün telafisi olamaz…


Dip Not: Beni duymayacaklarını bilsem de söylemeden edemeyeceğim Canlı Yayın parçaları ile kalbime taht kuran sevgili Mor Ve Ötesi grubu şu Kanal D Haber rezaletine bir el atsanız keşke de değiştiler diyenlere kapak olsa ...

19 Temmuz 2010 Pazartesi

BİR ŞARKININ ANLATTIKLARI

"Son deneme saat kaç saat kaçki
Seni buldum sesin gür yüzün eski
Artık bir şey yapamam yapamam ki"

Harun Tekin ( Mor Ve Ötesi)

Ne güzel günler geçirmişim meğer bu hayatta ve ne kadar çocukmuşum büyüdüm sandığımda hep yanılmışım esas şimdi büyüyormuşum...Mor ve ötesinin Son Deneme şarkısına takıldım kaldım bu günlerde. Demek ki neymiş insanın neredeyse 6 senesinin özeti tek bir şarkıda geçen üç cümleden ibaretse o şarkıdan kolay vazgeçilmiyormuş hele ki bu günlerde...Bakmayın böyle söylediğime değil 6 üstüne bir 10 sene daha geçse bile bu şarkıdan kolay kurtulamam...

İlk dinlediğimde çocuktum ve ne zaman kafam atsa babamla tartışsak hemen oradan kaçar sığınağım olarak gördüğüm odama gider ve kulaklığı takıp son ses bu şarkıyı dinlerdim zaman geçerdi ve benim elim kolum hep bağlı olurdu yani bir şey yapamazdım bu konuda ama bu şarkı beni alır çok uzaklara götürürdü .Hatta gariptir bayağı geçmişe insanların pikaplarda müzik dinlediği yılları hatırlardı Harun Tekin'in sesi bana bu şarkıda...Aradan yıllar geçti tabi ben hala aynı kafasının tası attığında yine sığınağına çekilen ve kendi kabuğuna çekilip susmayı ilke edinen ben.Konuşunca ne olduğunu kelimelerin karşındakini zehirli bir yılan gibi soktuğunda neler olabileceğini defalarca gördüm çünkü.O yüzden susuyorum bazen anlıyorlar bazen anlamıyorlar...


Budan beş gün önce idi bir hayaletle karşılaştım şarkıdaki gibi sesi gür yüzü eskiydi geçmişimden geliyordu.Kovdum onu yanı başımdan hala benim o eski tanıdığı ben olduğumu sanıyordu oysa ben değişmiştim ve artık hiç bir yapamazdım başlarda anlattım anlamadı sustum yine anlamadı bende boş ver dedim ve gözlerimi kapatıp uzaklara doğru yolculuğa çıktım.Son denemem başlayalı ve biteli çok olmuştu ve ben o eski söylenen yalanlara kanan ve mutlu olan ben değildim.Geçmişte kalmıştı her şey ve benim için o sayfa çoktan kapanmıştı.Yani artık hiç bir yapamazdım...